|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/placeboturkey/forum/Sources/Subs.php on line 1324 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/placeboturkey/forum/Sources/Subs.php on line 1330 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/placeboturkey/forum/Sources/Subs.php on line 1586 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/content/r/u/m/rumeliweb/html/placeboturkey/forum/Sources/Subs.php on line 1592 Sitemize üye olmayanlar resimleri göremez. Lütfen kayıt olun ya da giriş yapın LINLERI GORMEK ICIN UYE OLUNUZ YA DA GIRIS YAPIN LINLERI GORMEK ICIN UYE OLUNUZ YA DA GIRIS YAPIN Kapalı kapalı şarkısını beğeniyorum. Kim ki o? Kim ki o?Bir süredir orada burada dinlediğimiz, dinlemesek de haklarında bir şeyler duyduğumuz “Kim ki o”yu konuk ediyoruz. Amacımız, Bant dergisi editörlerinden Ekin Sanaç ve Berna Göl’ün, ünü pek meşhur internet uğrağımız Pitchfork’a kadar ulaşmış synth-pop grubunu sizlerle tanıştırmak. Grup kurmak nereden aklınıza geldi? Kuruluş aşamasından bahseder misiniz? Ekin: Biz Berna'yla 12 yaşından beri yakın arkadaşız, ortaokuldan. O zamanlardan beri bir grup olayı var, sürekli Kadıköy'de bir takım stüdyolara gitmeler falan. Müzikle çok alakalı olduğumuz için... Berna: Arkadaşlığımız da büyük ölçüde müzik üzerinden kurulmuştu. O zamanki en büyük başlık hep "şunu dinleyelim", "ay bu da var" olduğu için... E: O zaman bir asilik durumu vardı B: Evet, o kontenjandan arkadaştık. Sonrasında zaten o kadar yoğun müzik dinlediğin için bir şekilde müzik yapmakla ilgili duyguya da uzak olmuyorsun. Öyleydi ama çok ciddi bir şey de yoktu gerçi o zamanlar. E: O zamanlardan beri Berna'nın bir bas hevesi - hevesi değil de - Berna'nın o zamanlardan beri bir bası vardı. Ben de bundan dört beş sene önce bir synthesizer bulmuştum şansa. Daha öncesinde gitarım ve komik bir klavyem vardı. Berna'nın lise yıllarında esas Lodown diye bir grubu vardı. Orada aktif olarak bas çalıyordu. Pek çok konser verdiler... B: Lodown’la kendi bestelerimizi çalıyorduk. O zaman için ilginç bir durumdu. Müzik aslında punk değildi, ama hep punk gruplarıyla konser veriyorduk. Sonra o grup bir sene sürdü ve bitti. Biz Ekin'le fazla görüşemiyorduk, görüşmüyorduk bir şekilde ve araya bayağı yıl girdi. Ama geçen sene bozuldu, daha doğrusu düzeldi bu durum. E: Bir gün karşılaştık, yeniden telefonlar alındı... Berna'nın da çok ciddi bir şekilde müzik yapmadığını biliyordum. Onun da bir grubu vardı, benim de bir grubum vardı o sıralar, ama sadece 'vardı'. Berna'yla karşılaştıktan sonra aklıma Berna'yla grup kurmak geldi. Çünkü karşılaştığımızda özlediğimizi fark etmiştik birbirimizi. Sonra telefonlaştık. Haydi stüdyo'ya gidelim, 'kız kıza’ grubumuz olsun diye. Konuşma buydu, 'kız grubu' diye. B: Davulcu aradık, ama sonra bir anda 'kız grubu' kuralım derken cidden 'kız grubu' olduk. E: Neticede birkaç kez stüdyoya girdik ve hiçbir şey yoktu kafamızda. Zaten iki kişi olduğumuz için, ritim olması gerekiyor müzikte diye ilk başta bas ve synth olarak bir şeyler çalıyorduk ama çok sıkıldık. Ritim yoktu çünkü, garip oldu. Berna davula geçti hayatında ilk defa olmak üzere. Sonra böyle de olmadığını anladık. Ama iki stüdyo falan sürdü tüm bunlar. Bir yandan birbirimizle yakaladığımız uyumu da düşünerek, iki kişi kalmaya karar verdik. Kim ki o?“Kim ki o” adına nasıl karar verdiniz? B: Henüz ilk stüdyolardayken, hala ben davul çalıyordum, Ekin de synth'in başındaydı. Bir şekilde vokal yapmaya çalıştık, tabii ki sözler İngilizce çıkıyor. Sonra hadi Türkçe yapalım diye zorladık. Sonra Türkçenin ne kadar zor ve uygunsuz olduğunu fark ettik. Bir şekilde hoşumuza gitmesi için Türkçe cümle kurmamalıydık. Kopuk kopuk, tek heceli, tekrarlanabilir şeyler söylemeye başladık. “Kim ki o” da bu sırada ortaya çıkan bir sözdü. Ve sonra şarkı sözü yerine grubun ismi için güzel olabileceğine karar verdik. Bu işi sahnede yapmaya ne zaman, nasıl başladınız? E: Çok komik başladı aslında. İki yakın arkadaşımız evleniyordu. Aylin ve Hakan. Düğün yapmak yerine, Stüdio Live'da evlendikleri gece bir parti yapmaya karar verdiler. O partide ekipman olsun dediler, canı isteyen çıkıp çalsın diye... Portecho'dan Deniz ve Tan çıkıp - ama Portecho gibi değil - bambaşka bir şey yaptılar. Brazzaville buradaydı. David Brown çıktı, bir şeyler çaldı. Biz de bunu önceden bildiğimiz için hadi şarkı yetiştirelim, düğüne çıkalım dedik ve bunun bir sürpriz olmasını istedik. Anlayacağınız ilk kez düğünde çaldık. Çaldığımız şarkılar ise 'Serbest Kalp Düşmesi', 'Gel' ve 'Doğru' idi. O zamandan bu zamana nasıl bir değişim oldu izleyici kitlenizde? Şu anki izleyici profiliniz nasıl? E: Çok detaylı. Belki farkında değiliz ama en azından daha çok insan var, tanıdıklar dışında haberdar olup gelen. B: Profil değişmesinden çok, müzikten bahsedebiliriz. Bizim seyirci gözlemimiz çok güçlü olmayabilir ama müzikal kısmı bir parça ağırlaştı olayın. E: O da çok ağırlaşmadı da. B: Nispeten biraz daha agresif oldu? E: Ama kimse bunun farkında değil zaten. Aslında biz başından beri değişik bir yol izledik. Yer, mekân, para veriyorlar mı, ses sistemi iyi mi demeksizin her yerde, her şekilde çalmaya çalıştık. O kadar heyecanlıydık ki! Ki hala da çok heyecanlıyız... Gerçi bu kadar kısa zamanda başımıza türlü şeyler geldiği için biraz akıllandık bazı konularda. Özellikle de o kadar enstrümanla iki kişi taşındığımız için her yere... Kısacası her fırsatı değerlendirmeye çalıştık ve de çok yoğun çalışıyorduk zaten. Haftada 2-3 gün falan. Dolayısıyla bayağı ortalıktaydık ve arkadaşlarımız dışında insanlar da bizi dinlemeye gelmeye başladı. 'Kız grubu' olmanın avantajları ve dezavantajları neler sizce? Tabii ki öncelikle kendinizi 'kız grubu' olarak ortaya koyuyor musunuz? Kim ki o?E: Biz sonuçta ortaokul yıllarında “riot grrrl” gruplarına çok sardırdığımız için, 'kız grubu' deyince de bizim aklımıza o geliyor. Biraz feminist olan yönümüz o zamandan beri var çünkü o kadınları da gördüğümüz zaman boyunca onlara özendik. Özenme derken iyi anlamda. B: Biz onlarla büyüdük. Olay daha çok onunla ilgili. Şu anda mesela 'kız grubu' deyince muhtemelen aklınıza gelecek tanım değil aslında bizim 'kız grubu' tanımımız. 'Kız grubu' olmayı istemekle “kız grubu” olunmaz. Açıkçası feminist bir yanımız var ve bundan bahsedebiliriz. E: Burada da dünyanın her yerinde olduğu gibi müzikte çok fazla erkek egemenliği var. B: 'Kız grubu' olduğu için bunun arkasında durmayı ve bunu savunmayı düşünüyoruz. Çünkü çok fazla önyargı var. Mesela biz aletlerimizi çaldığımız zaman normal çalıyorsun ama 'kız' olduğun için iyi çalıyormuşsun gibi geliyor onlara. Bunlar bence çok ciddi dezavantaj, avantaj değil. Ve çok büyük bir saygısızlık. E: Biz bu durumdan hoşnutsuzuz. Kız olduğumuz için mutluyuz, fakat bu yüzden insanların bir şeyler yüklemesi çok saçma. Bunun peşinde değiliz kesinlikle. Kız kıza olmanın bize verdiği bir haz var ama bu hazzın sebebi bunun havalı ya da ilginç bir şey olmasından kesinlikle kaynaklanmıyor. Çünkü hiç de ilginç bir şey değil aslında, gayet normal. Öyle olmalı... Konserlerinizde bu konuyla ilgili ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? B: Öncelikle eşya taşımakta - kız olmaktan ziyade, iki kişi olmamız nedeniyle zorlanıyoruz. Bar sahipleri öncelikle şaşırıyorlar. İstanbul'dakilerin bir kısmını tanıyoruz, ama mesela şehir dışına çıktığımızda -iki Ankara, bir Eskişehir konserimiz oldu- "bu kadar mısınız?" diye şaşırıyorlar önce, artık bunun kızlığımızla bir ilgisi var mı bilmiyorum. E: Geçen gün mesela bir olay oldu. Yeni tanıştığımız bir kız müziğimizi dinlemiş Myspace'den ve bizim iki kişi olduğumuzu görünce "diğerleri nerede?" dedi. Biz de "yok, bu kadarız" dedik. Kız da açıkça -ki tatlıydı onu itiraf etmesi- "ben bu müziği dinleyince hiç iki kızın yaptığını düşünmemiştim, erkekler yapmıştır gibi gelmişti. Müziği başkaları yapıyor sanmıştım, utandım." dedi. B: Ama biz bunu iltifat olarak aldık. Müziğinizi etkileyen ‘riot grrrl’ gruplarına örnek vermek gerekirse? E&B: L7, kabul etmek istemesek de Hole, yoğun olarak Bikini Kill ve Huggy Bear diyebiliriz sanırım. E: Çok fazla var. Yani kız grubu derken, kızların olduğu gruplar çoğunlukla. Erkekler de var, öyle bir kıstas da yok aslında. Yaptığınıza benzer müzik Türkiye'de çok icra edilen bir müzik değil. Bunun avantajları, dezavantajları neler? B: Canlı çalmak konusunda çok hassasız. Her şeyi canlı yapıyoruz, kayıtlar dahil. Canlı davul olmadığı için müziğimizde, özellikle tonmaister'lar konserlerden önce bizi tanımıyorlarsa çok ciddi problemler yaşıyoruz. E: Canlı davulun olmamasına insanlar çok alışık değil. Sahnede davul olmayınca monoton geliyor müzik. Biz de aslında drummachine'in bu basitliğine vurulduk. Ama sonra fark ediyorsunuz ki insanların çok alışık olmadığı bir şey bu ve rahatsız oluyorlar. Bu da bir dezavantaj olabilir bizim için. Bir yandan da çok destekleyen insanlar var, bunun çok cesaretli bir iş olduğunu düşünüyorlar. Hakaret gibi "ne cesaretle çıkıyorsunuz sahneye" değil tabii de... Kim ki o?B: Bir değişiklik de vokallerin konumu. Vokal bazlı bir müzik değil müziğimiz. E: Şarkıcı değiliz, sesimiz öyle ahım şahım değil. B: Müziği yapış şeklimiz de bu değil. Burada biraz zorlanabiliyor insanlar. "Ne diyorsunuz, anlamıyoruz" gibi tepkiler olabiliyor ya da "açın şunun sesini" gibi şeyler olabiliyor. Bu herhalde Türkiye'yle ilgili bir problem, yani problem değil de yurtdışında eminim ki var bu tarz vokal kullanan gruplar. E: Şuursuzca çıktı bizim bu müziğimiz. Hiçbir şeye karar vermeden ve sadece kafamızdaki birçok şeyi kırarak ortaya çıktı. Bildiklerimizi yapmayarak gibi oldu aslında, bu da bizim için çok iyi oldu. İnsanlara da ilginç gelen budur diye düşünüyorum, eğer ilginç geliyorsa tabii. Takip ettiğiniz diğer amatör gruplar kimler? E: Proudpilot bayağı sevdiğimiz bir grup. Grangulez vardı, onların bir dağılma durumu var, muallâkta şu anda ama. Grangulez çok sevdiğimiz bir grup. Bayağı seviyoruz. B: Bedroom Drunk, o da güzeldi. In Between var. E: Emek Tekeli'yi çok beğeniyordum. Bir demosu vardı, bir iki kere çıkıp çaldı ama Myspace sayfasında var. Sonra Uvid var, onlar da iki kişi, bayağı güzel müzik yapıyorlar. B: Ben performansları değişken olsa da DDR'yi bayağı beğeniyorum. Bazen çok acayip şeyler yapıyorlar. E: Evet, haklısın. Çöp adamlarınızı çok beğendik, nereden çıktılar? B: Onlar çöp adam değil. E: Onlar kağıt adam. Onları kağıttan kestik. B: Kağıtları katlayıp kesince açılırlar hani. Biz “dörtyüz saniye” diye tasarımcıların çıkıp sunum yaptığı -mimarların, içmimarların, grafikerlerin- farklı disiplinlerde üreten insanların dörtyüz saniye içinde sunum yapıp işlerini gösterdiği bir etkinlikte yer aldık. Kim ki o?E: Bizden “Kim ki o” olarak çıkıp bir sunum yapmamızı istediler. Bu da onda ortaya çıktı. B: Dört metreye doksan santimlik, ozalitçiden alınmış bir kağıda elimizle grafik olarak anlattık “Kim ki o”yu. E: Bayağı komik bir şey oldu. B: Komik oldu ama çekici bir yanı da vardı. E: Bizim için çok faydalı oldu. B: Müzikte de biz her şeyi canlı yaptığımız için -kesinlikle bilgisayar kullanmıyoruz, kayıt dışında- elimizle yaptığımız posteri asıp önünde yürümek de çok zevkliydi ve bu kağıt çocuklar da oradan kaldı. Bu daha çok o duyguyla ilgili bir şey. E: O kağıt çocukları kesmek çocukluğumuzdan beri çok sevdiğimiz bir şey. Orada da kraft kağıt vardı ve kesiverdik, yapıştırdık, logo olsun dedik. Böyle bir şey... Alıntıdır. |
||
|
||
| doğru diye bi şarkıları vardı çok hoştur o | ||
|
||
Alıntı sahibi: E E: Şarkıcı değiliz, sesimiz öyle ahım şahım değil. Cok muthis bir cevap, icten...Ayrica, Isimleri bana Yigit Ozgur karikaturlerini hatirlatti. |
||
|
||
doğru diye bi şarkıları vardı çok hoştur o evet |
||